Hiç kimse benim beynimi ve kimliğimi öğrenecek kadar değerli değil. Eğer bir insana kendini tamamen açıyorsan, riski de göze alırsın. Ona karşı hepten savunmasız kalırsın.
Çırılçıplak.
Ve kimse bunu kullanmayacak kadar önemsemiyor seni.
O yüzden sus.
Susarsan kimse anlayamaz seni.
Konuştukların kimliğindir.
Doğduğun topraklarda verilen boktan kağıt parçası devletlerden başka kimsenin umrunda değil.
memcimek asked: oyyy yirim yahu :))) o değil de sen hatice değilsin di mi. küçük resim benziyor ama blog yeni gibi gibi. konuştuk mu biz daha önce? ehe
mem! ahaha ben hatice. kolezyum’u kapatalı baya oluyor yeni açtım ben de bunu. konuştuk tabi ki!
Bir gün bir şey oluyor ve uyanıkken uyuduğunuz uykulardan uyanıyorsunuz. Birden büyüyor ve bir şeylerin farkına varıyorsunuz. Tuhaf bir şekilde bütün bu olanları önce yadsıyor ve inkar ediyorsunuz. Hatta bunların olmadığına kendinizi inandırmak için onlarca yalan söylüyor, bahaneler buluyorsunuz. Öyle sanıyorum ki insan bir şeylere inanmak için önce kendine inanmalı.
Durmadan çevirdiğiniz kaleminiz düşüp kırılıyor mesela. Ya da cebinizde birkaç kuruş varken sigaranız bitiyor. Hani diyorum, uyanıyor ve çaresizliğinizin farkına varıyorsunuz.
Yeniden yazmaya başlıyorsunuz. Yeniden dinliyor yeniden susuyorsunuz. Yeniden başınızı döndürüyor bir şeyler. Hani diyorum, yeniden aşık oluyorsunuz.
Bir parkta yalnız başına oturup saatlerce müzik dinleyecek cesareti buluyorsunuz kendinizde. Ayaklarınız üşüyorsa onun ısıtmasını istiyorsunuz. Tenini merak ediyorsunuz, öpüşünü ya da. Müzik devam ederken yanınızda görüyorsunuz onu gözleriniz kapalıyken. Omzunuzu öpüyor sonra gülümseyip başını henüz öptüğü omzunuza koyuyor.
Gözlerinin dünyadaki en güzel gözler olsun istiyorsunuz onun için. Gülüşünüz ya da. Tam bu sırada gülüşü geliyor aklınıza. Güldüğünde kısılan gözleri, dudaklarının kıvrımı ve o kıvrımdaki çizgiler. Onu ezberlediğinizi fark ediyor ve uyanıyorsunuz.
Müzik bitiyor.
Kalkıyorsunuz.
Gidiyorsunuz.
Hayat kaldığı yerden devam ediyor.
Sizi de pek umursamıyor.
Yanımda kuşum pembe kafesinin içinde sallanıp duruyor. Kuşlar özgürlükken sizce de dünyanın en hüzünlü şeyi kuş kafesleri değil mi? Sonra… Sonrasını bilmiyorum.
Ve bazı şeyleri anlamak için büyümek gerektiğini büyüdüğünde anlıyorsun. Eğer bir şeyler değişmeyecekse kuşlar değişmesin, bizler değil.